Joomla Siteler İçin Seo (Joomla’ya Seo Yapmak) 1. Makale
Arkadaslar şimdi’lerde piyasa’da bulunan “Cms” sistemlere “Seo düzenlemesi” (arama motoru optimizasyonu) yapmak çok basitleşti. Sitemize ziyaretçi çekebilmek ve ürünlerimizi gerektiği gibi duyurabilmek için işe yarar bir düzenleme haline gelmiştir seo. Wordpress ve benzeri içerik yönetim sistemlerinde Seo düzenlemesi çok kolay olarak yapılabilmektedir. Fakat Joomla için Aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. İşte bu makale’mde joomla sitemize seo’nun nasıl uygulanacağı hakkında ön bilgiler vereceğim. Webmaster arkadaşlara fayda sağlaması dileğiyle yazımıza başlayalım…
Joomla siteler için seo önerileri :
Joomla sitemiz’de seo’nun ilk adımı olarak, sitemizdeki URL’leri yani linklerimizi google’nin sevdiği biçime getirmeliyiz. Yani diğer bir deyimle sitemize “SEF” uygulamalıyız. Joomla’da sef yapmanın en kolay yolu ise “JoomSef” bileşenini kurmaktan geçiyor.
Joomsef bileşeninin, joomla sitenizin sürümüne göre buradaki adresten seçip indiriniz.
Ve daha sonra diğer bileşenler gibi kurunuz! Kurduktan sonra ise Bileşenler sekmesinden bileşeni tıklayıp panele giriniz ve bileşeni “Enabled” ediniz. Böylelikle bileşenin kurulumu tamamlanmış olacaktır.
Bileşeni kurduktan sonra :
Sitenizin Admin Panelindeki, “Genel Ayarlar (Genel Yapılandırma)” Sekmesinden “Seo”
Tabına geliniz Ve buradan karşımıza çıkan her iki seçenekte’de “Evet” i işaretleyin ve kaydedip çıkın .
Diğer joomla sitelerinde joomla sitelere seo yapmak konusunu kaleme alan meslektaşlarım konuyu burada bitirmişler fakat sef olayı bu kadar değil, pratik ve bir o kadar işe yarar farklı bir yöntem daha var şimdi bu yazacağımı’da uygularsanız sitenizdeki seo ayarları hakkında birhayli yol kat etmiş olacaksınız.
Bu adımda ise sitelerimizin linkleri daha kullanışlı ve daha “kısa” bir hâl alacaktır.
-Sitemizin FTP’sindeki htaccsess.txt dosyasının adını .htaccsess olarak değiştirdiğimizde işlem tamamlanacaktır.
Artık Url’lerimiz Özgür
!! Sef dostu URL yapmak joomla için bu kadar basit.
“Joomla için Seo” nun yüzde altmış’ı burada sona ermiş oluyor.
Bu makalenin dewamı için bizi takip etmeye dewam ediniz.
Mehmet LALE
www.sosyalimleme.com
Not: Bu yazı için kaynak link gösterilmeden başka bir sitede yayınlanması kesinlikle yasaktır..
Wireless Ağ Güvenliği- Süper Bir Makale
Wireless (kablosuz bağlantı) ‘ın yaygın olarak kullanılmaya başlandığı şu günlerde; internet’e kablosuz olarak erişenlerin bağlantıları büyük bir ölçüde tehdit altındadır. Çünkü hacker adıyla nitelendirdiğimiz kötü amaçlı internet kullanıcıları tarafından özel bilgilerimizin çalınması bir an meselesi ! Ve wireless güvenliğimi nasıl sağlarım diyorsanız bu yazı dizisini kesinlikle okumalısınız…
1 - Ağınıza Yabancıları Sızdırmayın
Kablosuz internetiniz arada bir yavaşlıyor mu? Birileri sizden habersiz netinizi kullanıyor olabilir!
Evde ya da kapalı bir mekanda kablosuz internet(Wi-Fi) kullanmak büyük kolaylık. Hele de Wi-Fi destekli bir laptopunuz ya da el cihazınız varsa. Ancak birçok kullanıcı bu rahatlığın yanında gelebilecek tehlikenin pek de farkında değil olmalılar ki Turk Telekom’a gelen en büyük şikayetlerin başında, habersiz aşırı kota aşımı yer alıyor.
Kablosuz modem kullanıcıların büyük çoğunluğu kurdukları internet ağı için bir şifre dahi oluşturmadıklarından dolayı aynı apartmanda oturan komşuları için büyük bir nimet teşkil ediyorlar. Sınırsız internet kullananlar bu durumda yoğun bir hız yavaşlaması yaşayabilirler ama en büyük tehlike sınırlı internet kullanıcıları için var olmakta. Yazımızda kablosuz internet ağınıza başkalarının girememeleri için neler yapmanız gerektiğini bulacaksınız.
2 - Şifrelerinizi ve İsimlerinizi Değiştirin

Kablosuz internetinizin izniniz olmadan başkaları tarafından paylaşılmasını engellemek için yapmanız gerekenlerin başında varsayılan yönetici şifrelerini ve kullanıcı adlarını değiştirmek olacaktır. Birçok kablosuz ev ağının temelini bir “access point” veya “router” oluşturur. Modeminizi üreten firmalar bu tür kurulumları gerçekleştirmek için web üzerinden ayar ekranı hizmeti vermektedirler.
Bu sayfaya kullanıcı adınızı ve şifrenizi bir kereye mahsus olarak yazarak her bilgisayarı açtığınızda otomatik olarak internete girebilirsiniz. Bu login ekranında yapmanız gereken en önemli şey kullanıcı adınızı ve şifrenizi oldukça karışık bir şekilde belirlemeniz olacaktır. Kolay isim ve şifreleri hacker denilen bilgisayar korsanları basit programcıklarla dahi tespit edebilir ve internetinize el koyabilirler.
3 – SSID’yi Değiştirin

SSID, kullandığınız access point ve routerların genel ağ ismidir. Kablosuz modem üreticileri ürünlerini aynı SSID ismiyle piyasaya çıkarırlar. Bu genel SSID ismi Linkys’tir. Madem herkesin SSID’si aynı ve herkesin Linkys o zaman değiştirmeye ne gerek var derseniz, değişik bir SSID’nin bağlantı hırsızlarını durdurmanın ilk adımıdır cevabını alırsınız.
Çünkü Linkys adlı bir bağlantı adı onlar için ilk bakışta güvensiz bir kablosuz bağlantı adı gibi gelir ve internetinize dalma isteklerini büyütür. Bu yüzden LAN ayarlarınızı gerçekleştiriken ilk yapacağınız iş SSID’inizi değiştirmek olmalıdır.
4 – WPA/WEP Kodlamasını Açın

Kablosuz donanımların tamamı yazılımları içersinde bir kodlama(encryption) bulundururlar. Bu kodlama teknolojileri ağa bağlı iki bilgisayar arasındaki bilgi alışverişlerinde üçüncü bir bilgisayarın herhangi bir işlemi görememesi için oluşturulmuşlardır, bu sayede üçüncü bilgisayar iki ekranı ne kadar görmek isterse istesin karşısına karmaşık görüntüler gelir.
Wi-Fi bağlantınızda modem ayarları içinde “lowest common demoninator” ayarını bulun ve en yüksek seviyeye getirin, bu sayede gerekli WEP ve WPA şifrelemeleri 128Bitlik bir koruma sağlamaya başlayacaklardır.
5 – Fiziksel Adres Filtresi “MAC”

Artık birçok restaurant ve cafe kablosuz internet keyfi sunmaktadırlar. Bu tür halka açık yerler müşterilerine sınırsız bir bağlantı yapmaları için bu hizmeti sunarlarken bir MAC adresi belirlemezler ve tüm Wi-Fi aygıtlar otomatik olarak ağa bağlanırlar.
“MAC adres filtresi”, tüm Wi-Fi donanımların sahip olduğu fiziksel adres filtresi de denilen bir tanımlayıcıdır. Evinizde ya da ofisinizde Wireless ağınızı yapılandırırken üzerinde durmanız gereken en önemli ayarlardan biri olan MAC adres filtresi(fiziksel adres) tanımlaması sayesinde modemle ilişik olacak aygıtlar dışında başka bir aygıt parola girmeden ağa bağlanamayacaktır. Bu yüzden mutlaka ayar sayfanıza gidip hemen bir MAC Adres filtresi oluşmanız ve kendinizi güvende hissetmeniz gerekiyor.
6 – Firewall Aktif Olsun

Son çıkan Router’ların tamamı tümleşik Firewall(Güvenlik Duvarı) ile birlikte gelir. Ancak ürünü hemen kurup internete derhal bağlanmayı isteyen kullanıcılar ayarlara ve kullanıcı kılavuzuna fazla bakmazlar.
Genelde bu Firewall’lar kapalı konumdadır bunları ayarlar kısmından açık konuma getirmenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Router’ların güvenlik duvarları bazı durumlarda yetersiz kalabilir diyorsanız bilgisayarınız için de lisanslı bir Firewall edinmeniz güvenliğinizi en üst noktaya taşıyacaktır.
7 – Router ya da Access Point’i Güvenli Yere Koyun

Wi-Fi sinyalleri normalde bir apartman dairesinden çok daha fazla uzağa sinyal gönderebilirler. Çevredeki kablosuz aygıtlar bu sinyaller ne kadar zayıf olursa olsun bunları saptama yeteneğine sahiptirler ve ağınıza bağlanmaya hazırdırlar.
Eğer evinizde bir kablosuz ağ kurulumu gerçekleştireceksiniz modeminizi pencere ya da balkon kenarlarından ziyade evin tam ortasına koymanız eviniz çevresine sinyal yayımını azaltacak en önemli unsurdur. Eğer eviniz dar veya sinyal yayımı kolay bir yapıdaysa modeminizin mini antenini aşağı yönde tutarak da sinyali zayıflatabilir ve algılanabilirliği en aza indirebilirsiniz.
8 – Kullanmadığınızda Kapatın

Aslında bu başlık sahip olduğunuz bütün elektrikleri aletler için geçerlidir ancak modemde ise harcanan enerjinin yanında güvenliğiniz için gerekli bir tedbirdir.
Eğer başkaları tarafından izlenmek ve saldırılardan nasiplenmemek için alınabilecek en kritik önlem internet bağlantısına ihtiyaç duymadığınız ya da bilgisayarınızda çalışmadığınız zamanlarda modeminizin gücünü kesmek olacaktır
Ağacın Kağıda Dönüşmesi
Defterinizin sayfaları bir fabrikadan gelen kağıtlardan yapılmıştır. Fabrika kağıdı büyük olasılıkla ağaç kütüklerinden üretmiştir. Kütükler’de ormandaki ağaçlardan elde edilmiştir. Kağıt üretiminde çoğunlukla çam ağacı kullanılır.
Bir kağıt fabrikasını gezdiiğinizde, kütüklerin kabuğunu soyan ve onları küçük parçalara ayıran gürültülü makineler görürsünüz. Bu parçaları iyice ufalayarak öğüten ve tıpkı patates püresi gibi bir karışıma dönüştüren başka makinelerde vardır. Bu yapış yapış karışıma kağıt hamuru denir.
Hamur suyla karıştırıldıktan sonra ince delikli bir yüzey üzerine dökülür, Burada suyu süzülür ve geriye nemli ve ince bir hamur tabakası kalır.
Bu nemli tabaka taşıyıcı bantlar üzerinde kayarken,büyük sıcak silindirler tarafından ezilerek sıkıtırılır ve kurutulurlar.
Kurumuş hamur, bandın sonundan dev kağıt bobinleri halinde çıkar. Bu dev bobinler fabrikalarda gazete kağıdı ya da kağıt havlu gibi, günlük yaşamımızda kulladıgımız ürünlere dönüştürülür.
SEO - Arama Motoru Optimizasyonu Tarihçesi(Makale3)
Site sahipleri ve yöneticileri sitelerini arama motorları için optimize etmeye 1990’lı yıllarda, ilk arama motorları webi taramaya başladıklarında başladı. Arama motorlarını yaptığı şey, sitelere tek tek gidip bütün site bilgilerini almak ve kendi server’larına aktarmaktı.
Bundan sonra da arama motoru işleyicisi eldeki site bilgilerini tasnif edip anlamlandırmaya çalışıyordu. İlk arama motorları algoritmaları sitede verilen meta tag gibi unsurları esas almaktaydı. Meta tag’lar site içeriği hakkında bilgi vermekteydi. Ancak bazı site sahipleri bunun da suyunu çıkarıp, 1000 gösterim başına olan reklam gelirlerini arttırmak için site içeriğiyle ilgili olmayan bir çok kelimeyi meta tag’a koyarak bu basit algoritmayı kandırmaya başladılar… bu yüzden site sahiplerinin kolayca değiştirebileceği bilgilere mahkum ilk arama motorları suistimal edildi durmadan. Bu yüzden, arama motorları kimsenin kolayca suistimal edemeyeceği ve en ilgili sonuçları üst sıralarda çıkaracak çok daha karmaşık algoritmalar geliştirmeye başladı. İşte Google’un kurucuları olan Larry Page ve Sergey Brin de (bu arada ben ikisiyle de San Francisco’da tanıştım, bunu da sonra anlatırım…) bu sıralarda sitelerin değerlerini belirleyen bir matematil algoritması geliştirdi. Bu algoritma PageRank denilen belli bir siteye verilen linklerin kalitesini ve miktarını hesaplayan bir sayıyı bulmaktaydı. Aslında, temelde yapmak istedikleri bir sitenin diğer sitelerce ne kadar tavsiye edildiğini anlamaktı. Böylece, çok tavsiye edilen bir site internet kullanıcısın karşısına çıkarılabilirdi. Öte yandan çok az tavsiye edilen (link verilen) bir sitede verilen bilgiler de daha az güvenilir olacaktı. Bu felsefeyle Larry ve Sergey Google’u 1998’de kurdular.
Google’un oldukça basit ve sade tasarımı çok ilgi çekti. Ancak, Google’ın asıl gücünün doğru sonuçları çıkarmada diğer Yahoo, AltaVista, MSN gibi arama motorlarına göre daha başarılı olduğu anlaşıldı. Bunda da Google’un sadece site içi değil site dışı faktörleri dikkate alan PageRank teknolojisi etkiliydi. Zaten daha sonra diğer arama motorları da bu konuda Google’u takip etmiştir. Yani sonuç olarak kısaca arama motoru SEO tarihine baktığımızda şunu açıkça görmek mümkün; arama motorları internet kullanıcılarının karşısına aradıklarını çıkarabildikleri ölçüde ayakta durur. Bu yüzden arama motorları ilgili sonuçları gösterebilmek için algoritmalarını, suistimalci black hat SEO’cuları (kara şapka SEO) engellemek için durmadan gözden geçirirler.


